1. Ana Sayfa
  2. Edebiyat
  3. Ölümün Ardında Kalan-Olcay Köybaşı

Ölümün Ardında Kalan-Olcay Köybaşı

Ölümün Ardında Kalan-Olcay Köybaşı
4



 

Küçükken hep sonsuzluğa yolculuk yapmak isterdim. Sonsuzluğa hiç yolculuk yapmadım ama onsuzluğa ilk defa yolculuk yapıyorum. Hem de bilmeden. Bu kadar sevinmek fazlaydı zaten. Fazla sevinmemin sonunda kötü bir şey olacağı söylenseydi sevinmezdim belki de.

Bu akşam yola çıkacağım. Anneme gelme, demiştim. O da kendine bilet almış. Beni eliyle yerleştirecekmiş, öyle diyor. Bavullarım hazırlandı. İçine özenle en sevdiğim kitaplar yerleştirildi. Biraz Necip Fazıl biraz da Mehmet Akif…  Mutfaktan yolluk niyetine yapılan  gözlemelerin kokusu geliyor. Patatesli ve soğansız. Ben gözlemede soğan sevmem ama o çok severdi. Evinin önündeki bahçesine hep soğan ekerdi. Bazen Tom, eşeleyip onları topraktan çıkartırdı.  Kimseye kızmadığı gibi Tom’a da kızmazdı.  Herkese kızsa belki derdini bu kadar içinde biriktirmiş olmazdı.

Camdan dışarı bakıyordum.  Ders çalışmaya ara verdiğimde baktığım tarafa doğru. İçine kuş cıvıltılarını hapsetmiş yeşilliklerin olduğu taraf. Birden yanımda duran babamın telefonu çaldı. Arayan teyzemdi. Babam bir keresinde köyden gelen telefonlar beni hep korkutur, demişti. Şimdi ben de korkuyordum.  Artık korktuğum başıma geldi, sözünün karşılığıydım. Hastaneye kaldırılmış. Annem korkmayın bizim komşu diye başladı söze ve bir şey olmaz, diyerek bitirdi.

Biletler iptal oldu, rota değişti. Hep beraber bir korkuya doğru yola çıktık ama içimizde bitmeyen bir umut vardı. Karanlıkları yararak ilerliyorduk. Bu öyle bir karanlık ki dağları bile örtüyor. Dağları örttüğü gibi acılarında üstünü örtseydi keşke. Nasıl bir yerdeysek artık telefon dahi saatler sonra çekti. Çekmez olsaydı.  Kötü haber tez duyulurmuş, bu söz Allah’ın hangi zamanında söylendi kim bilir. Bu çağda haber tezden de öte duyuluyor. Kim yazmış bilmiyorum ama saatine kadar yazmış vefat etti, diye. Başkasını yazmıştır belki, dedim. Baktım bir ümit diyerek, başkasına yazmamış. Bir yanım “Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber, hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?” mısralarını tekrarlıyordu bir yanım da kan ağlıyordu. İnsanın içine ağlamasının ne demek olduğunu o an anladım. Acımı dağlara haykırmak istedim, karşıdan gelen yankının beni yıkmasından korktum.  Oraya gidene kadar ayakta kalmalıydım ya da ayakta kalıyor gibi görünmeliydim. Bizimkiler ölümün soğuk yüzüne gittiklerini bilmemeliler. Bilirseler hiçbirimiz gidemeyiz.

Annem hiç uyumadı. Yavaş yavaş gün ışıyordu. Karşımızdaki dağları göstererek dağların başında şimdi sis var ama güneş doğunca o sis dağılır, dedi. Annesi ölmüş biri için hiç güneş doğar mı?

Acı gerçeğe süratle yaklaşıyoruz. Evin önünde bizi karşılayan Tom oldu. Ardından feryat figan sesleri. Annemim acıyla karışık şaşkın yüzü hala gözümün önünde. Annemi görenler sanki anlaşmış gibi bir sitemle hani bir şey olmazdı, diyorlardı. Dışarı da ateş içeri de ağıt yakılıyordu. Ağıtlar da bile adım geçiyor. İnsanlar geldikçe acı daha da büyüyor.  Gelenler acıyı harlıyor.

Son kez sen de gör, dediler. Yüzünde, içinden sıkıntısı alınmış bir insan tebessümü. Kafamda hep aynı cümle dönüp duruyor. “Dün bu saatlerde yaşıyordu.” Nereden bilecekti, nereden bilecektik ki bir gece sonra yatağının toprak olacağını. Cemal Süreya’nın dediği gibi her ölüm erken ölümdür.  Canımız erken olduğu için yanıyor. Hiçbirimiz Mevlana değiliz.

Önde o, arkada biz gidiyoruz. Hakkımızı helal ettik hepimiz. Ne hakkımız varsa artık. Aramıza perde gibi tahtalar çekiliyor. İmam dayıma ilk toprağı sen at, diyor. İlk göz ağrısı ilk toprağı atıyor. Atılan topraklarla tahtalar da görünmez oluyor. Sular dökülüyor üstüne sevabına, dualar eşliğinde. Herkes ayrılıyor mezarının başından, uğruna her şeyini verdiği oğlu bile. Hayatı boyunca yalnızdı, şimdi yalnızlığı katmerli bir hal alıyor.

Bu köye geldiğimde hep aklıma ölüm geliyor. Sonra ise tanıdık sahneler. Cenaze toprağa gömüldükten sonra herkesin acısı diniyor sanki. Dünyalık telaş, muhabbet hızını alarak devam ediyor. Yanımdakine dönüyorum, ona da diyorum. “ Acı toprağa verilene kadar acıdır.”

Şimdi üzerinden zaman geçti tabi. Her şey daha da unutuldu, terk edildi. Bu sahneyi filmlerde görürdüm, o yüzden çok tanıdık. Evin pencerelerine çaprazlama tahtalar çakılmış. Anıların, yaşanmışlıkların üstü kaplıyor gibi. Oğlun bile yuvanı bırakıp gitti. Yalnız Tom aynı yerinde seni bekliyor.

Yorum Yap

Yapına Yorumlar (3)

  1. Merhaba ne kadar güzel bir yazı kaleme almışşsınız.

  2. Ne Kadar güzel bir yazı çok güzel olmuş teşekkür ederiz.

  3. Ölüm. 🙁