1. Ana Sayfa
  2. Kültür
  3. Bir Kitap Bir Film-Serkan Kaya

Bir Kitap Bir Film-Serkan Kaya

Bir Kitap Bir Film-Serkan Kaya
1

Ah efendim, her şeyi biz okuyalım diye yapıyorlar. Sayısız kampanya ve reklamlar… İlgi çekici kitap listeleri… Öyle ki ister istemez bir listeye dâhil oluyorsunuz. Yok, okunması gereken 101 kitap, yok 501 kitap, yok otuzuna gelmeden önce, yok ölmeden önce okunması gereken kitaplar. Burada zaman önemli tabii, otuzunuzu geçtiyseniz ve hala okumadıysanız bari ölmeden önce okumalısınız, yok okudunuz ve hala ölmediyseniz, o zaman  ne mutlu size okumaya devam etmelisiniz. Yani efendim anlayacağınız bir şekilde bizi bir listeye dâhil edecekler. Maksat tamamen iyi niyetli, biz okuyalım da hangi listeden olursa olsun, yeter ki okuyalım.

Benim de sizlere bahsetmek istediğim kitap, kendine bu listelerin hepsinde yer edinmiş bir şaheser. Okuduğum kitaplar arasında ilk beşte sayabileceğim bir başyapıt. Bana kitap okumayı sevdiren ve bunu bir alışkanlık haline getirmeme vesile olan sayılı eserlerden biri. Siz sözlerimi çok iddialı bulabilirsiniz,  ben ise yetersiz. Bahsettiğim kitap, Henri Charriere’nin  “Kelebek” adlı eseri. Yazar kitapta işlemediği bir suçtan dolayı müebbet kürek mahkûmu oluşunu ve bu cezadan kurtulmak için hapisten kaçma çabalarını, vazgeçmeden, umudunu yitirmeden yaptığı denemelerini ve en sonunda  başarmasını anlatıyor. Kitabı okurken yazarın talihsizliğine üzülüyor ama umudunu yitirmeyişine ve azmine hayran oluyorsunuz.

Kitabı özel yapan bir durum ise gerçek bir hayat hikâyesi oluşu. Hani derler ya hayatımı yazsam roman olur ama yazılmış her hayat okunmaya değer midir bilinmez. Ama  Henri Charriere’in hikâyesi okunmaya değer. Kitabı okuyanlar kitaba doyamayıp tekrar okuyorlar, hani ben kendimden biliyorum. Sonra, Henri hapisten kaçtı ve bu hikâyede burada bitti mi diyorsunuz, yazarın ikinci kitabı karşınıza çıkıyor ”Banko”. Bu kitapta da hapisten kaçtıktan sonra ki hayat hikâyesi ve en sonunda bunları nasıl kitap haline getirdiğini anlatıyor ki, ikinci kitap ta birinci kadar heyecanlı ve sürükleyici. Bu arada söylemek istiyorum, Henri aslında yazar değil ve bu iki kitabı okuduğunuzda okumak içinde pek bir zamanı olmadığına tanık oluyorsunuz. Ve ikinci kitapta Henri kitabı yazabilmek için yaşadıklarını da tüm gerçekliğiyle samimi bir şekilde anlatıyor. Umarım yazarın bu iki kitabını sizlerde seversiniz ve zevkle okursunuz, tabi ki önceliğimiz “ Kelebek” ve  daha sonrada “Banko”. Dediğimiz gibi yazılmış birçok kitap ve liste var.  Sonuçta bir listeye dâhil olacaksak okuyanlar listesine dâhil olalım, kitapla kalın sevgiyle kalın.

 

Herkes bir telaş içinde, hepimiz bir yerlere yetişmek için koşturup duruyoruz. Öyle ki bazen ne bir kitap okumaya ne de bir film izlemeye vakit bulabiliyoruz. Olur da bir film ya da kitap okumak için kendimize biraz vakit ayırırsak, bu sefer de yapılmış yanlış bir tercih tüm hevesimizi kaçırabiliyor. O yüzden doğru tavsiyeler ve doğru tercihler çok önemli diyorum. Çünkü yazılmış birçok kitap ve çekilmiş birçok film var ve insan ömrü bunların hepsini izlemek ya da okumak için yeterli değil. Ve ben de bunun farkında olarak kitap ve film seçiminde elimden gelen hassasiyeti göstermeye çalışıyorum. Çokça film izleyememekle beraber bu sene izlediğim birkaç film arasından iyi ki izlemişim dediğim ve beni gerçekten derinden etkilemeyi başarmış “Room” adlı filmden bahsetmek istiyorum. Türkçeye “Gizli Dünya” adı ile çevrilmiş. Film, Emma Donoghue’nin aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmış. Henüz 17 yaşındayken “Yaşlı Nick” adını taktığı bir adam tarafından kaçırılan ve adamın evinin bahçesindeki  kulübede esaret hayatı yaşayan ve yine o kulübede doğan oğlu Jack ile  yaşamaya çalışan  Jon Newsome’nin hikâyesi. Jon Newsome’nin başına gelenler kabul edilebilecek türden şeyler değil ama filmde bundan daha çok anne ve oğlu arasındaki  güzel dostluk ve bağ üzerinde durulmuş.  Film iki kısımdan oluşmakta birinci kısımda kulübedeki esaret süreci anlatılırken, ikinci kısımda esaretten kurtulduktan sonraki normal hayata uyum süreci anlatılıyor. Jack beş yaşına kadar o kulübeden dışarı çıkmamış bir çocuktur. Bütün dünyası o kulübedeki birkaç eşyadan ve televizyondan ibaret. Zaten filmin başında da tüm eşyalarla konuşması ve onlara günaydın demesi odadaki her nesneyi nasıl özümsediğini gösteriyor. Ayrıca film Jack’ın bakış açısıyla anlatıldığı için filme biraz daha çocuksu bir hava katıyor ve bu da filmin özündeki affedilmez insan dışı davranışı bir nebze perdeliyor. Anne ve oğlu Jack’in başına gelenler kabul edilir türden şeyler değil ama ikisinin o küçücük dünyaları ve birbirleri ile olan iletişimleri ve ikisinin de harika performansları izlenmeye değer. Filmle ilgili daha fazla sipoiler vermeden burada bırakmak istiyorum. Son olarak film geçen sene 4 dalda Oscar ‘a aday gösterilmiş. Tabii biz Leonardo Dicaprio sonunda ödül aldı telaşından  belki de bu filmdeki Jon Newsome  karekterini canlandıran Brie Larson’un 2016 Oscar ödüllerinden” En iyi kadın oyuncu “ödülünü aldığını gözden kaçırmış olabiliriz. İyi seyirler…

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (2)

  1. Çok güzel bir şeyi konu almışssınız teşekkür ederiz 🙂

  2. kitap ve film yazılarınızın devamını bekliyoruz