İlginizi Çekebilir!
  1. Ana Sayfa
  2. Kültür
  3. Bellek ve Belleği Geliştirme Teknikleri-İbrahim Çınar
reaksiyion-alkis

Bellek ve Belleği Geliştirme Teknikleri-İbrahim Çınar

Bellek ve Belleği Geliştirme Teknikleri-İbrahim Çınar
8

Geçmiş yaşantılarımızla ilgili bilgilerimizi hatırda tutma becerisi veya gücü olarak tanımlanabilecek olan bellek hem psikoloji hem de biyolojik bilimler dâhilinde popüler bir araştırma konusudur. Bunun sebebi ise belleğin hayatımızda oynadığı roldür. Gün içinde aldığımız kararların neredeyse tümünde belleğin zihinsel kolaylık sağlayıcı işlevinden faydalanıyoruz.  Eğer belleğimiz olmasaydı, öğrendiğimiz davranış ve bilgileri saklayamaz, dişlerimizi fırçalamak, çay demlemek gibi rutin işleri bile yeniden öğrenmek ve keşfetmek zorunda kalırdık ki bu durumda bir ilerlemeden söz edilemezdi. Oliver Sacks, beyni etkileyebilecek çeşitli felaketleri anlattığı Karısını Şapka Sanan Adam kitabında bu türden bellek özürlü bir kişinin vakasını anlatarak belleğimizin hayatımızda oynadığı rolü canlı bir şekilde örneklendirir. Altmış yaşlarındaki bu adamın belleği otuz yaşından sonra yaşadığı her şeyi zihninden silmiştir ve bu yüzden adamcağız etrafında yaşanan değişiklikler karşısında sürekli şaşkındır. “Nasılsın?” diye sorulduğunda verilen yanıt hüzünlüdür: “Nasıl mıyım? Hastayım diyemiyorum. İyiyim de diyemiyorum. Hiçbir şey diyemiyorum.” Ardından şaşkınlıkla kafasını kaşır; Sacks bastırır: “Yaşadığını hissediyorsun ama?” Fakat adam hüzünle bakar ve “Yaşamak mı?” der, “Çok uzun süredir canlı hissetmedim kendimi ben.”

Günümüzde psikologlar belleği iki boyutta ayrım yaparak inceleme eğilimindedirler. Bu ayrımlardan ilki belleğin aşamalarıyla ilgilidir: Kodlama, depolama ve geri çağırma. İkinci ayrım ise belleğin türleriyle ilgilidir: Duyusal bellek (bazı psikologlar bu bellek türünü kısa süreli belleğin bir parçası olarak kabul ettiğinden ayrı bir bellek türü olarak görmezler), kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek.

Yazımızda öncelikle belleğin üç aşamasına ve bellek türlerine değindikten sonra son bölümde belleği geliştirme tekniklerine kısaca göz atacağız. Ayrıca belleğinizi test etmeniz ve bellek güçlendirici teknikleri izleminiz için mini oyunlar da içeren video bağlantıları sunacağız (Videoları nasıl izleyeceğiniz yazının sonunda açıklanmıştır).

 



BELLEĞİN ÜÇ AŞAMASI

Hatırlama tek bir süreç olarak görülse de birbiriyle ilgili üç aşamadan oluşan karmaşık bir süreçtir. Bu aşamaları bir örnekten yola çıkarak açıklayalım. Sabah yeni bir insanla tanıştığımızı ve adının Ahmet olduğunu düşünelim.  Aynı gün onu öğleden sonra onu yeniden gördüğümüzde “Adınız Ahmet’ti değil mi, bu sabah tanışmıştık.” dedik. Onun adını doğru hatırladık. Peki bu süreç tam olarak nasıl gerçekleşti? Tanıştığımızda Ahmet’in adı belleğimize bir şekilde girdi. Ona ait çevresel bilgilerin (onun adına karşılık gelen ses dalgasının ve yüzüne karşılık gelen ışık örüntüsünün) anlamlı bir temsilini oluşturduk ve bu iki temsil arasında bağ kurarak belleğimize yerleştirdik. Bu aşama kodlama aşamasıdır. Daha sonra Ahmet’le yeniden karşılaşacağımız ana kadar onun adına ve yüzüne karşılık gelen bilgiyi akılda tuttuk yani sakladık. Depolama kodlanmış bilginin bir süre boyunca tutulduğu bu aşamaya karşılık gelir.  Üçüncü olarak, Ahmet’le karşılaştığımızda onu sabah yeni tanıştığımız biri olarak tanıdık ve onun adını depodan geri getirdik.  Bu aşama daha önce belleğimizde kodladığımız ve depoladığımız bilgileri getirme ya da hatırlama süreci geri çağırma aşaması olarak isimlendirilmektedir.  Günümüzde psikologlar bu aşamaların işleyiş kurallarını bulmaya yönelmişlerdir.

Ahmet’in adını hatırlamayışımız, belleğin bu aşamaların herhangi birinde başarısız olduğumuzu gösterir. Ya yüzün temsilini oluşturmada sıkıntı olmuş ya da ad ile yüz arasındaki bağlantı tam anlamıyla kurulamamıştır.

 ÜÇ BELLEK TÜRÜ

Günümüzde genel kabul gören bellekte üçlü sistem yaklaşımı 1986’da Richard Atkinson ve Richard Shiffrin tarafından oluşturulmuştur. Bu yaklaşıma göre, çevreden gelen bilgi öncelikle duyusal belleğe uğrar.

      Duyusal belleğimiz çevreden gelen bilgileri ham halleriyle, bir an ile birkaç saniye arasında değişen bir süre için tutan başlangıç aşamasıdır. Duyusal belleğimiz görsel-işitsel bir video kaydedici gibi çalışır. Örneğin, kalabalık bir alışveriş merkezinde yüzlerce görüntü, ses ve koku tarafından uyarıcı bombardımanına tutuluruz. Bu uyarıcıların çoğu duyusal belleğe geçer. Bu uyarıcılar içinden dikkat ettiklerimiz örneğin bir müzik sesi duyusal depodan yola çıkarak kısa süreli belleğe aktarılır. Dikkatimizi vermediğimiz uyarıcılar ise iz bile bırakmadan kaybolur gider yani unutulur. Bu yüzden çoğu bellek sorunu aslında dikkat azlığından kaynaklanmaktadır. Marketten bazı şeyler aldıktan sonra, birisi bize kasiyerin göz rengini sorarsa buna cevap vermekte zorlanırız. Bunun sebebi belleğimizdeki bir sorun değil, kasiyerin gözlerine dikkat etmemiş olmamızdır. (Dikkat gücünüzü ve neleri kaçırdığınızı test etmek için üstteki bağlantıları kullanabilirsiniz).

Psikologlar duyusal belleği görsel duyusal bellek ve işitsel duyusal bellek olarak ikiye ayırırlar. Uyanıkken yaklaşık 14.000 defa gözlerimizi kırparız ve bu göz kıpma esnasında gözlerimiz tamamen kör olur. Ancak görsel duyusal belleğimiz göz kırpma esnasında görsel bilgileri kısa süreli olarak tutar ve dünyayı sürekli olarak görmemizi sağlar. İşitsel duyusal belleğimiz ise işitsel bilgileri 1-2 saniye boyunca tutar. Bir kitaba, şarkıya veya filme daldığınızı varsayalım. Arkadaşınız size bir soru sordu. Okumayı bırakır ve “Ne dedin?” diye sorarız. Bu kelimeler ağzımızdan çıktığı anda arkadaşımızın ne söylediğini kelimesi kelimesine hatırladığımızı fark ederiz. Çünkü bu kelimeler 1, 2 saniye için işitsel bellekte durduğu için geri oynatılmıştır.

Duyusal bellekte dikkat edilen bilgiler otomatikman kısa süreli belleğe (işler bellek veya çalışma belleği de denilmektedir) aktarılır. Kısa süreli belleğimiz kısıtlı miktarda bilgiyi sadece kısa bir süre için tutabilen belleğimizdir. Buradaki bilgiler farkında olduğumuz bilgilerdir. Alışveriş merkezinde duyduğumuz müziğe dikkat kesilirsek bu bilgi kısa süreli belleğe aktarılır. Müziğe dikkatimizi devam ettirirsek, örneğin mırıldanırsak bu bilgi kodlanır ve uzun süreli belleğe aktarılır. Aksi halde bu bilgi kısa bir süre sonra kaybolacaktır. Görüldüğü üzere bu süreçte de dikkat hatırlamada önemli bir rol oynamaktadır.

Kısa süreli belleğin kapasitesi sınırlıdır. Ortalama olarak bu kapasite yedi birimdir ve   7 +/- 2 formülüyle ifade edilir. George Miller’in kendimiz ve arkadaşlarımız üzerinde de uygulayabileceğimiz klasik yöntemi şu şekilde işlemektedir. Birbiriyle ilişkisi olmayan bir dizi kelime, rakam ya da sembollerden oluşan bir liste hazırlanır (elma, ceylan, mavi, çorap, bardak…)  ve deneğin birimleri doğru sırada hatırlaması istenir. Öğrenilmesi gereken birimler hızlı bir şekilde söylenir ya da gösterilir. Denemenin başlarında üç, dört birim verilir. Daha sonra düzenli bir biçimde beş, altı, … on olarak birimler artırılır. Bazıları beş bazıları ise dokuz birimden sonrasını hatırlayamazlar. Çoğunluk ise beş ile dokuz arasında bir yerde yer alır. Bu sonuçlar bireyin bellek genişliği olarak adlandırılır. (Benzer bir oyunu oynamak ve kendinizi sınamak için yandaki bağlantıdan faydalanabilirsiniz).

Miller’in bu yöntemi defalarca tekrar edilmiş ve ortalama olarak yedi rakamına ulaşılmıştır. Bir arkadaşınız üzerinde şu denemeyi de yapabilirsiniz: Arkadaşınıza şu iki işlemi aynı anda yapmasını söyleyin: Bir telefon numarasını (2374347) ezberlemeye çalışırken, aynı zamanda bir çarpma işlemini (6×13) zihinsel olarak yapmaya kalkışsın (Kendi başınıza böyle bir hafıza oyunu oynamak isterseniz videosu QR kodda). Tek başına son derece kolay olan bu işlemler, beraber verildiğinde, her ikisi de kısa süreli bellekte işleneceğinden, kısa süreli belleğin kapasitesini aşar ve birbirini çelmeler. Bütün dünyada genellikle telefon numaralarının ve posta kodlarının yedi ya da daha az rakamdan oluşmasının sebebi bunların kısa süreli belleğin kapasitesine uygun olmasıdır. Kısa süreli belleğin kapasitesi sınırlı olduğundan yeni bir bilgi geldiğinde var olan bilgilerden biri atılarak ona yer açılır. Atılan bu bilginin artık hatırlanması mümkün olmaz.

Kısa süreli belleğin kapasitesini artırmak mümkün müdür? Evet. Kümeleme adı verilen bir süreçle daha fazla birimi kısa süreli belleğimizde tutabiliriz. Örneğin, dokuz rakamlı bir telefon numarasını üçerli kümeler halinde aklımızda tutmak hatırlamamızı daha kolaylaştıracaktır. (223674905 yerine 223 674 905).  RALIGYASEZİS şeklindeki 14 birimlik bir diziyi büyük ihtimalle kısa süreli bellek tekrarlayamaz. Fakat bu harflerin SİZE SAYGILAR deyişinin tersten yazılmış hali olduğunu fark ederseniz, bu 14 birimlik diziyi 2’ye düşürürsünüz. Böylece kısa süreli belleğinizde yeni birimler için yer açılmış olacaktır.

Kısa süreli bellekte bilgiler çok kısa bir süre için tutulur. Bu süre 2 ile 30 saniye arasındadır. Bu süreyi uzatmak mümkün müdür? Sürekli tekrar ederek bilgilerin kısa süreli bellekte kalış süresini uzatabilir ve uzun süreli belleğe aktarabiliriz. Örneğin yolda giderken uzun bir süre görmediğimiz bir arkadaşımıza rastladık ve ayaküstü konuştuktan sonra ayrılırken bize telefon numarasını söyledi. Bu numaranın kısa süreli belekte otuz saniyeden fazla kalmayacağı bildiğimiz için numarayı unutmamak için tekrar edebilir ve bu süre içinde çeşitli yöntemlerle kodlayarak uzun süreli belleğe aktarabiliriz. Bu yöntemi ara sıra hepimizin yaşadığı şu unutma fenomeninde de kullanabilirsiniz: Bir odaya girip de bu odaya neden geldiğinizi hatırlayamamak.

      Uzun süreli bellek neredeyse sonsuz miktarda bilginin uzun zamanlı olarak depolanması ve bu bilgilerin zamanı gelince geri getirildiği süreci tanımlar. Uzun süreli belleğimiz birkaç dakikadan başlayan ve günlere, haftalara, aylara, yıllara uzanan bir süreçte bildiğimiz her şeyi saklayan belleğimizdir. Bir şiir, bir şarkının sözleri, geçen akşam ne yediğimiz veya özel bir anımız, bisikleti nasıl kullanacağımız gibi açık veya örtük her türlü bilgi burada yer alır.  Uzun süreli belleğimiz bu bilgilerin neredeyse hepsini geri getirme potansiyeline sahiptir. Fakat bu bilgilerin ne kadarını geri getireceğimiz bilginin ne şekilde kodlandığı ve ilgili bilgilerin bozucu etkilerinin miktarı gibi faktörlere bağlıdır. Uzun süreli belleği kütüphaneye benzetirsek, aradığımız kitabı kütüphanede bulamıyor oluşumuzun nedenleri kitabın kütüphanede olmayışı, kitabı yanlış bölümde aramamız veya kitabı yanlış bölüme yerleştirmemiz olabilir.  Zaman zaman yaşadığımız dilimin ucunda fenomeni de bu durumu yansıtan yaygın bir örnektir.

Araştırmacılar uzun süreli belleğin içeriğinin ve kesinliğinin zaman içerisinde değişebileceğini, bozulabileceğini ve kesin olamayacağını tespit etti. Örneğin yapılan bir araştırmada üniversite birinci sınıf öğrencilerinden lisedeki dört yıl boyunca aldıkları notları hatırlamaları istendi. Öğrenciler aldıkları A notlarının %89’unu doğru olarak hatırlarken aldıkları D notlarınınım sadece %29’unu doğru olarak hatırlayabildi. Yani öğrenciler olumlu olayları hatırlamak konusunda daha başarılıydılar. Bu çalışmayla beraber başka araştırmalar da bütün olayları tam bir kesinlikle hatırlamadığımızı, iyi olayları şişirirken kötü olayları sildiğimizi gösteriyor. Belleğimizin bu yapılandırıcı özelliğinden dolayı günümüzde hukuk sistemleri tanık ne kadar güvenilir olursa olsun, sadece onların hatırladıklarıyla karar vermek konusunda daha temkinli davranmaktadırlar (Kendinizi bu konuda denemek isterseniz bağlantıyı kullanabilirsiniz).

 



       BELLEK GELİŞTİRME TEKNİKLERİ

Herkes, bir şeyleri unuttuğundan şikâyet eder. Öğrenciler, bildiklerini sınavda hatırlayamamaktan şikâyetçi olurken, yetişkinler yaklaşık 40 yaşından sonra, daha önce hiç unutmadıkları şeyleri unutmaya başladıklarından şikâyetçi olurlar. Bu unutmaların temelinde genelde ileriye veya geriye yönelik bozucu etkiler, zayıf geri çağırma ipuçları, hatırlama yeteneğimizin bizi yanıltabilmesi, anlamlı çağrışımlar oluşturamama, yaş, beyin ve sinir sisteminin yıpranması gibi etkenler yer almaktadır. Bu etkenler de psikologları hatırlamaya yönelik stratejiler kullanarak belleği geliştirmeye yönelik araştırmalara yöneltmişidir. Bu araştırmalar sonucunda nimonik (mnemonic) yöntemler denilen belleği geliştirici yöntemler ortaya çıkmıştır. Eğer belleğinizi güçlendireceğinizi iddia eden bellek kurslarını veya kitaplarını duyarsanız, bunlar genellikle aşağıda bahsedeceğimiz nimonik yöntemleri kullanmayı öğreten kurslar veya kitaplardır. Aşağıda öncelikle en çok kullanılan nimonik yöntemlere kısaca değindikten sonra diğer kodlama ve geri getirme ipuçlarını ele alacağız.

 

En çok kullanılan nimonik yöntemlerden biri hafıza sarayı tekniği, yerleşim yöntemi, yer çağrışımlı yöntem veya lokus yöntemi olarak bilinen yöntemdir. Bu yöntem terim, kavram veya adlardan oluşan bir uzun listeyi veya uzun bir sunumu belli bir sırada hatırlamanız gerekiyorsa oldukça etkili bir yöntemdir ve profesyonel biçimde bellekle ilgili hünerlerini gösterenler arsında da favoridir. Yöntem şu şekilde işlemektedir: Öncelikle zihninde çok iyi bildiğimiz bir yeri (evimiz, okulumuz veya iş yerini) hayalimizde canlandırırız.  Örneğin evimizde hayali bir gezintiye çıkarız. Sokak kapısından içeriye girer, antreye gelir, oturma odasına geçer, masaya yönelir, televizyonu açar, mutfak kapısını geçer, buzdolabına vb. ilerler. Daha sonra ezberlememiz gereken kelime veya düşünceleri örneğin bir alışveriş listesinin ögelerini –ekmek, yumurta, soda, sosis… – bu yerlere sırasıyla yerleştiririz.  Sokak kapısına çivilenmiş bir ekmek dilimini, antrede kırılmış ve yerleri batırmış bir yumurtayı, masanın üzerinde unutulmuş bir soda şişesini, televizyonda oynayan bir sosis reklamını… hayal ederiz. Listeyi bu şekilde ezberlediğimizde, zihinsel yürüyüşe çıktığımız her durumda listeyi kolayca hatırlayabiliriz.  Çünkü her yer bir imgeyi, her imge de bir sözcüğü çağrıştıracaktır.

Popüler bir bellek geliştirme tekniği de hikayeleştirmedir. Rastgele sözcüklerden oluşan şu listeye bir bakın: elma, minder, bisiklet, masa, köpek, battaniye, gece, çarşaflar, çiçekler, düşler, bakır, çaydanlık, iskemle, uyku, yastık, ay, şapka, pijama, kitap. Bu kelimelerin kaçını hatırlayabilirsiniz? Çoğu kimse birkaçını listeleyebilmektedir. Birkaç dakika sonra bile pek fazlasını hatırlayamazsanız kendinizi kötü hissetmeyin. Birkaç hafta sonra hiçbirini hatırlamazsanız fazla üzülmeyin. Hepsini listeleyebildiyseniz, helal olsun! Listeleyemediyseniz bir de şu şekilde deneyin: İçinde tüm sözcüklerin bulunduğu bir hikâye uydurun. Örneğin, “Köpeğim bisikletine bindiğinde elma masadan düşmüş, minderlerin arkasına yuvarlanmış …” şeklinde.

 

Hafıza şampiyonlarının kullandığı popüler tekniklerden biri de görselleştirme ya da canlı resme dönüştürme tekniğidir. Bu teknikte ilgili kavramlar zihinde canlı bir resme ya da nesneye dönüştürülür. Örneğin 94 sayısını hatırlamak istediğimde 9 ve 4 sayılarını canlı bir resme dönüştürebiliriz. Örneğin, 4 sayısını zihnimizde otomobil olarak canlandırabiliriz. Çünkü dört kapısı ve dört tekerleği var. 9 sayısını da zihnimde kedi olarak canlandırabilirim. Çünkü kediler dokuz canlıdır. Böylece 94 sayısını hatırlamak istediğimizde sadece kedi ve otomobili düşünmem yeterli olacaktır.

Kullanışlı başka bir nimonik yöntem de anahtar sözcük yöntemidir. Bu yöntem özellikle yabancı dilde yeni kelimeler öğrenmeyi kolaylaştırıcı etkili bir yöntemdir.  Öğrenilmek istenen dildeki bir kelimenin anlamıyla, ona ses olarak benzeyen Türkçe bir kelime arasında hayali bir bağ kurulur. Türkçe kelime her düşünüldüğünde bu hayal akla geleceğinden, yeni dildeki kelimeyi hatırlatacaktır. Örneğin, İngilizce beer (bira) kelimesi Türkçe bir kelimesine benzer biçimde söyleniyor diye düşünüyor ve bira fıçısı şeklinde yazılmış 1 rakamını hayal ediyorsunuz. Anahtar kelime 1 rakamı olur. Anahtar kelimenin söylenişi, İngilizce kelimenin söyleniş biçimini size hatırlatır, hayal etme yoluyla da İngilizce kelimenin anlamı aklınıza gelir.

Akrostiş metodu, hafızaya alınmak istenen cümlelerin ilk harfleri kullanarak anlamlı veya kafiyeli, hafızada daha kalıcı olan başka bir kelime veya cümle oluşturma işidir. Burada iki ana kelime karşımıza çıkıyor: anlamlı ve kafiyeli. Bazı akrostişe edilmiş kelimeler anlamsız olabilir, ancak kafiyeli ve hafızada kalıcı bir özelliğe sahiptir. örneğin; “SSK” , “MEB” gibi. Bazı akrostişe edilmiş kelimeler ise anlamlı olabilmektedir. Örneğin “SENİ” akrostişi gibi. Mitoz bölünme evrelerini öğrenip hatırlamak istiyoruz. Bu evreler: İnterfaz, Profaz, Metafaz, Anafaz, Telofaz. Bu evreleri “İyi Profesör Macit Abisini Tokatladı.” şeklinde akrostiş haline getirebiliriz. Bu da hatırlamayı kolaylaştıracaktır. Dilbilgisi dersinde sıfat fiiller konusunu vardır. Başlıca sıfat fiiller şunlardır: an (en), ası (esi), maz (mez), ae (er), dık (dik), acak (ecek), mış (miş). Bunları tek tek ezberlemek yerine hafızanıza şu şekilde kaydedebilirsiniz: “Anası mezar dikecekmiş.” Hatırlanmak istendiğinde şu şekilde geri çağrılacaktır: An -ası mez -ar dik -ecek -miş. 10 maddelik bir alışveriş listesinin bu teknikle nasıl hafızaya kaydedildiğini izlemek için yandaki kodu kullanabilirsiniz.

Şimdi de diğer belleği güçlendirici yöntemlerin bazılarına göz atalım. Etkili yöntemlerden biri ayrıntılama (işleme) ve kodlama yöntemidir. Bu yöntem şu bulguya dayanır: Bir şeyi hatırlamak istiyorsanız onun anlamı üzerine kafa yorun. Anlamı kavramak ise öğrenilecek bilginin, konunun ya da olayın ayrıntılarına girmekle mümkün olur. Ayrıntıları ortaya çıkarmak da öğrenilecek malzemeyle ilgili kendimize soru sormakla mümkündür.  Örneğin salgın hastalık konusunda bir gazete makalesi okuduğunuzu düşünün. Bunu belleğimize işlemek için, bu salgın hastalığın nedenleri ve sonuçları hakkında kendinize sorular sorabilirsiniz: Salgın hastalık insan mı yoksa hayvan aracılığıyla taşınmaktadır? Salgın ne kadar sürecek? Salgını durdurmak için ne gibi önlemler alınmıştır? Öğrenilecek malzemenin nedenlerine ve sonuçlarına ilişkin soru sorduğumuzda her soru bir ipucu görevi görecek ve bilgiyi geri çağırmada etkili olacaktır.

Diğer bir etkili geri çağırma ipucu da bağlamdır. Öğrenmenin içinde gerçekleştiği bağlamı yeniden kurarak belleğimizi geliştirebiliriz.  Araştırmalara göre, bir konu belirli bir yerde, belirli saatlerde, belirli bir süre için öğreniliyorsa, o konu en iyi yine aynı şartlar altında öğrenilir. Örneğin psikoloji dersi hep aynı sınıfta işleniyorsa, sınıf bağlamı ders materyali için bir geri çağırma ipucu olduğu için, sınıftayken ders materyalini hatırlama oranı farklı bir ortamdayken örneğin evdeyken hatırlama oranından daha yüksek olacaktır. Bu yüzden Jean Piaget her dersin sınavının o sınıfta, aynı saatte ve aynı öğretmenler tarafından yapılırsa başarının artacağını savunmuştur.  Bu olanağı sağlamak zor olduğundan, bağlamı zihinsel olarak yeniden canlandırarak bilgilerimizi geri çağırabiliriz. Zihnimizde sınıfı, öğretmeni ve psikoloji dersini canlandırarak, sınava sanki o sınıfta cevap veriyormuş gibi davranabiliriz.

Duygu ve tutumlarımızı belirten iç bağlam da hatırlama sürecimizi etkiler. Kişi bir bilgiyi kodlarken hangi ruh hali içindeyse o bilgiyi o ruh hali içinde en kolay hatırlar. Örneğin, sevinçliyken öğrenilen bir adresin, şarkının, şiirin üzüntülüyken hatırlanması zordur. Kemal Sunal’ın oynadığı 1983 yapımı En Büyük Şaban filmi de bu durumu işlemektedir. Sunal’ın arkadaşı sarhoş durumundayken onu tanımakta ve arkadaşça davranmakta iken ayık durumda onu tanıyamamakta ve yaşadıklarını hatırlayamamaktadır.

Tüm bu hafızayı geliştirme teknikleri size zor geldiyse ve sonuca daha çabuk ulaşmak istiyorsanız biraz fazladan oksijen soluyabilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre oksijen kalp atışlarını hızlandırarak beyin metabolizmasını hızlandırır ve hafıza gibi bilişsel fonksiyonların gelişmesini sağlar.  Hafızanıza yardımcı olacak başka bir şey de sakız çiğnemektir. Evet, doğru okudunuz. Bellek üzerine yapılan deneylerde sakız çiğneyen insanların skorlarının üçte bir oranında arttığı gözlemlenmiştir. Bilim insanları sakız çiğnenirken beynin hafızada önemli rol oynayan hipokampusa ait bölgesinin hareketlendiğini gözlemlemişler. Dikkat gerektiren önemli bir konu üzerinde çalışmaya başlayacaksanız sakızdan yardım alabilirsiniz. Eğer bu iki seçenek size pek cazip gelmediyse doğadan da yardım alabilirsiniz. Newcastle’daki Northumbria Üniversitesinden bir grup bilim insanı biberiye özü yağının hafıza üzerindeki etkisini test etti. Biberiye özü yağı katılımcılar girmeden önce bir vantilatör aracılığıyla kapalı bir odaya sıkıldı. Deneye katılan 66 kişi tesadüfi olarak biberiye kokulu odaya ve koku olmayan odaya alındı. Her odaya girenlerin olası hafıza fonksiyonları değerlendirildi. Araştırma sonucunda biberiye yağı koklayan birinin hiç bu yağı koklamayan birine göre olası olayları %60-75 daha fazla hatırladığı kaydedildi. Sanırım sabahları uyanınca biraz biberiye koklamak hafızamız için oldukça faydalı olacaktır.

Yorum Yap

Yapına Yorumlar (3)

  1. Yazınız için önce elinize sağlık, gizil öğrenme ve resimlerle belleği geliştirmede önemli noktalara değinmişsiniz. Önemli bilgileri hatırlamakta daha fazla bilgi verecek yazılarınızı bekliyoruz.

  2. Çok güzel bir konuya değinmişssiniz. Yazı için teşekkürler