1. Ana Sayfa
  2. Kültür
  3. Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa-H.İbrahim Kuşdoğan
reaksiyion-alkis

Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa-H.İbrahim Kuşdoğan

Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa-H.İbrahim Kuşdoğan

Tokatlı Yağcıoğulları’nın tek erkek çocuğu olarak 1833’te doğdu. Asıl adı Osman Nuri’dir. Babası İstanbul kereste gümrüğünde kâtip olan Mehmed Efendi, annesi Şâkire Hatun’dur.

Ailenin tek erkek çocuğu olan Osman Nuri, henüz yedi sekiz yaşlarında iken ailesiyle birlikte İstanbul’a babasının yanına gitti. Askerî şahsiyeti yanında Gazi Osman Paşa, saraydaki görevleri sırasında siyasî faaliyetlerde de bulundu. İngilizler’in Osmanlı Devleti üzerinde uyguladıkları baskı politikasına karşı İstanbul’da bulunan Müslüman unsurlar arasında sağlam bir yer edinerek dinî grupların birleşmesini sağladı. Hindistan, Mısır ve Arabistan’daki İngiliz karşıtı gruplarla da münasebette bulundu. Yıldız Sarayı’nda ordunun ıslahını ele alan komisyon çalışmalarına katıldı. Yapılacak ıslahat hareketinin Avrupa tesirinden uzak ve öz değerlere bağlı olması gerektiğini savunarak aksi fikirdeki ıslahat komisyonu kararlarına muhalefet etti. Bu meseleden dolayı kendisiyle Sadrazam Hayreddin Paşa arasındaki siyasî mücadele Hayreddin Paşa’nın 16 Temmuz 1879’da görevinden istifa etmesiyle sonuçlandı. Muhaliflerinin fikir ve eğilimlerine şiddetle karşı çıkması aleyhinde birtakım ithamlara yol açtı. Bu ithamları incelemek üzere padişahın emriyle kurulan komisyon iddiaların asılsız olduğunu ortaya koydu. Sarayda bulunduğu süre içinde dış politika konularında Abdülhamid’i etkilemeye çalıştı. 4-5 Nisan 1900 Cuma gecesi vefat etti ve Fâtih Sultan Mehmed Türbesi yanına gömüldü. Osman Paşa iyi derecede Arapça, biraz da Farsça ve Fransızca biliyordu. Ferik Neşet Paşa’nın kız kardeşi Zâtıgül Hanım’la yaptığı evlilikten Nûreddin, Kemâleddin, Cemâleddin ve Hüseyin Abdülkadir adlı dört çocuğu olmuştur. Torunları halen İstanbul, Kahire ve Paris’te yaşamaktadır. II. Abdülhamid kendisini çok takdir ettiği için iki kızını Osman Paşa’nın iki oğluyla evlendirmiştir.

 

 

 

TÜRK ORDUSUNA MAHSUS KARİYER

 

Zamanın ordularında görülmeyen münhasıran Türk ordusuna mahsus bir kariyer izlemiştir. Önce Beşiktaş Askerî Rüşdiyesi’ne, daha sonra 1844’te dayısının ders nâzırı bulunduğu askerî idâdîye yazıldı. Buradaki beş yıllık tahsilini tamamlayarak Mekteb-i Harbiyye’ye girdi ve 1853 yılında mülâzim-ı sânî(teğmen) rütbesiyle okuldan mezun oldu. Erkânıharp sınıfına kaydolduysa da Kırım Harbi’nin çıkması üzerine Rumeli’deki orduya sevk edildi. Savaşta gösterdiği yararlılık ve kahramanlık dolayısıyla rütbesi 21 Mart 1855’te mülâzım-ı evvelliğe(üsteğmen) yükseltildi. Kırım Harbi sona erince İstanbul’a dönerek erkânıharp sınıfına devam etti. Bu tahsilin ardından bir süre Erkânıharp Dairesi’nde çalıştı ve bir yıl sonra kolağası oldu. 1859’da Osmanlı ülkesinin nüfus sayımı ile kadastro usulünde haritasının çizilmesinin kararlaştırılması ve bu arada Bursa ilinden başlanmasına hükümetçe karar verilmesi üzerine bu hizmete askerî temsilci olarak tayin edildi ve iki yıl bu vazifede kaldı. 1861’de Rumeli Ordusu’nda görev yaptıktan sonra Suriye’de başlayan Yûsuf Kerem ayaklanması sebebiyle Cebelilübnan’a gönderildi ve burada önemli hizmetlerde bulundu. 1866’da Girit’te baş gösteren Rum isyanı dolayısıyla buraya yollandı. Adı geniş ölçüde ilk defa bu hareket sırasında gösterdiği gayret ve fedakârlık sayesinde duyuldu. Bilhassa Serdâr –ı Ekrem Ömer Paşa’nın takdirini kazandı, rütbesi miralaylığa yükseltildi ve kendisine üçüncü dereceden Mecidiye Nişanı verildi. 1868’de gönderildiği Yemen’deki başarıları ile de mirliva oldu. Fakat Yemen’in havasına alışamayıp hastalandığı için 1871’de İstanbul’a döndü. Birkaç aylık hava değişiminden sonra Üçüncü Ordu’nun redif livâlığına tayin edildi, bir süre ordu merkezi olan Manastır’da kaldı. 1873 yılında Yenipazar Tümeni kumandanlığına getirildi ve kendisine feriklik rütbesi verildi. Ardından İstanbul Merkez Kumandanlığı’na tayin edilen Osman Paşa, görevde kısa bir müddet kaldıktan sonra önce Arnavutluk’ta bulunan İşkodra kumandanlığına ve oradan da Bosna kumandanlığına gönderildi. Bosna Valisi Derviş Paşa ile aralarının açılması üzerine 1875’te merkezi Erzurum olan Dördüncü Ordu Erkânıharp Başkanlığı’na tayin edildiyse de Balkanlar’ın tam bir kargaşa içinde bulunması dolayısıyla aynı yıl Niş’e gönderildi. Ardından da boşalan Vidin kumandanlığına getirildi. Sırp Prensi Milan’ın 2 Temmuz 1876’da Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etmesi esnasında Rus generallerinin kumanda ettiği Sırp ordusunu bozguna uğrattı. Asıl şöhretini burada elde ettiği zaferlerle kazandı. Kendisine ikinci rütbeden Mecidiye nişanı ile 1876’da müşirlik rütbesi verildi.

PLEVNE MUHAREBELERİ

 

93 Harbi olarak da bilinen 1877-78 Rus Harbi, Osmanlı İmparatorluğu için tam bir faciayla neticelenmiştir. Savaş sonunda imzalanan Berlin Antlaşması o neticenin resmî vesikasıdır. Nitekim imparatorluğun toplam toprağının beşte ikisi, nüfusunun ise beşte biri (5.5 milyon) artık yoktur. Bu kayıplar göz önünde bulundurulunca Osmanlılar açısından savaş içi gelişmeler hakkında konuşulmaya veya yazılmaya değer bir husus olmadığı düşünülebilir. Ancak Plevne Müdafaası o düşünceyi geçersiz kılar. Osmanlı askerlerinin savaş içerisinde tek yüz aklığı gösterdikleri cephe olarak kayıtlara geçen Plevne her şeyden evvel Türk askerinin tarihte gösterdiği direnç ve kahramanlık hikâyelerinin en güzide örneklerinden birisidir. Plevne, Gazi Osman Paşa kumandasında sayıca çok üstün olan Ruslara karşı büyük bir yokluk içerisinde tam 145 gün süren emsalsiz bir savunmadır. Bu münasebetle türkülere, marşlara konu olmuş, ilham vermiştir. Dahası yankıları sadece Osmanlı topraklarıyla sınırlı kalmamış, neredeyse o gün bütün Avrupa’da hissedilmiştir. İşte bu çalışma, o yankıları mevcut literatürün yanında Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden temin edilen bazı vesikalar ışığında ortaya koymak arzusundadır. Daha savaş bitmeden Gazi Osman Paşa’nın uyguladığı yeni savunma stratejisinin askerî tarih kitaplarında yerini alması, bu münasebetle ününün Osmanlı sınırlarının çok ötesine taşması, bunun göstergesi olarak Edward ve Racamier adlı şahısların paşa için bir marş bestelemeleri, yabancı devletlerin paşa adına zafer madalyaları göndermeleri, Viyana’da paşa lehinde tezahürat yapılması, Macaristan’da miting düzenlenmesi, ayrıca gerek Gazi Osman Paşa’nın gerekse Plevne müdafaasının günlerce Batı basınında yer alması ve Peşte’de şenliklerle kutlanması vesikalara yansıyan yankılardan en dikkat çekici olanlarıdır. Gazi Osman Paşa, bir avuç askeriyle Plevne’de kendilerinden kat kat fazla olan Ruslar karşısında ortaya koyduğu askerî dehasının bir mahsulü olan cesurane ve kahraman direnişiyle, sergilediği şefkatle yoğrulmuş insanlığıyla, yalnız kendi askerlerini yahut vatandaşlarını değil, düşmanları da aralarında olmak üzere tüm insanlığı kendisine hayran bırakmış, modern tarihin tanıklık ettiği en büyük kumandanlardan birisi olarak taraflı tarafsız herkesçe takdir edilmiştir. Üstelik kendisiyle birlikte Plevne’nin Ruslarca teslim alınmış olmasını hiç kimse yadırgamamış, ayıplamamıştır. Plevne ve kahramanına duyulan hayranlık hep yukarı yönde seyretmiştir. Plevne Marşı bugün olduğu gibi, o gün de coşku ve gururla söylenmeye devam etmiştir.

 

“Tuna nehri akmam diyor,

Etrafımı yıkmam diyor,

Şanı büyük Osman Paşa

Plevne’den çıkmam diyor…”

 

 

Hangi dilde olursa olsun o günün gazetelerinden birisini alıp sayfalarını çevirenler Plevne ve Gazi Osman Paşa’yı karşılarında bulmuşlardır. Bu iki isim sadece gazetelere değil, daha nice dilde nice kitap, şiir ve marşlara konu olmuşlardır. Hatıraları yaşasın diye nice kasaba, semt ve okullara isim olmuşlardır.

 

ÇAR, SAYGISINDAN KILICINI ALMADI

 

Rusya’daki esaret hayatında her yerde büyük takdirle karşılandı. Balkan Slavları ve Rus ordu saflarında tecrübeli askerler onu keskin kararları kadar harp sanatı ve fennindeki ustalığını da kabul etmişlerdir. Çar II. Alexander esaretin başında onun kılıcını almadı, kendisine iade etti. Esaretin sonraki safhasında üstün askeri nişanlarla taltif edildi. Osmanlı-Rus Savaşı’nda Avrupa’nın entelektüelleri hatta Karl Marx ve Engels bile Rusya’ya karşıydılar. Nitekim bu savaşın sonunda Rusya’nın Ayastefanos Barışı’yla mühürlemek istediği galibiyeti Avrupa reddetti. 1878 Berlin Kongresi Rusya’nın ümitlerini kırdığı gibi yarı bağımsızlık kazanan Bulgaristan prensliğinin başbakanı Stambulof’un Alman-Avusturyacı politikası da Rusları çok hayal kırıklığına uğratmıştır. 1881’de meşum suikastla hayatını kaybeden II. Alexander’ın yerine geçen III. Alexander Türkiye ile barışçıl bir politika gütmeyi tercih edecektir. Plevne Savaşı ve Erzurum cephesinde Türk askerlerinin dayanıklılığı, benzer niteliklere sahip Ruslarla olan savaşları ve mücadeledeki iki tarafın direnci, yabancı gözlemciler tarafından da belirtilmiştir. Bu savaş Rusya’ya bir kazanç getirmedi ve ta 1914’te Rusya Dışişleri Bakanı Sazonov’un İngiltere’ye güvenen muhafazakâr ve hayalperest saldırgan diplomasisine kadar da Kont Sergey Yulyeviç Vitte gibi aklı başında devlet adamları Türkiye ile Cihan Harbi’ne girmeyi aslında tasvip etmemişlerdir.

 

ABDULHAMİD’Cİ DE DARBECİ DE DEĞİLDİ

Gazi Osman Paşa saray müşiri olarak adeta II. Abdülhamid’in göz önündeydi. Sultan Abdülhamid’in Almanya ile askeri ittifak ve Alman heyetlerini celp etmesi dışarıya karşı bir gösteri politikasıdır. Abdülhamid, Almancı genç subayların tavrını tenkit ettiğinde gerçek komutanın Gazi Osman Paşa olduğunu belirtirdi. Gazi Osman Paşa, Sultan Abdühamid’ci değildi. Bazı politikalarını tenkit ettiği çok açıktır, fakat 1875 yılı darbesini hazırlayanları da tutmadığı biliniyordu.

ADI 27 MAYIS’TAN SONRA YAYGINLAŞTI

1960’lara kadar Gazi Osman Paşa isminin pek yaygın kullanıldığını söylemek mümkün değildir. Ancak 27 Mayıs döneminden sonra büyükşehirdeki semtlere, sokak ve okullara onun adı yaygın olarak verildi. Modern ordunun çağdaş eğitimine, komutanlarının ve geleneksel savaş yeteneğinin temsilcisi olarak anılmaktadır. 1878 yılı mart ayının sonunda da Rusya’da esaretten döndüğü vakit İstanbul halkı onu muhteşem bir tören ve gösterişle karşılamıştı. Bu tip siyasi kişilikler idarecilerin her zaman onlardan çekinmeye ve ihtiyatlı davranmaya adeta zorlar.

KAYNAKÇA

Ortaylı, İlber, Gazi Osman Paşa,Hürriyet Gazetesi, 1 Nisan 2018.

Hülâgü, M.Metin,’’Gazi Osman Paşa’’, DİA, C.13, S.464-465.

Hülâgü, M.Metin, ’’Plevne Muharebeleri’’, DİA, C.34, S.304-305.

Babacan, Hasan, Yüksel, Ahmet, II.Uluslararası Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa ve Dönemi Sempozyumu (5-7 Nisan 2017/Tokat) Bildiriler

 

Yorum Yap

Yorum Yap