1. Ana Sayfa
  2. Edebiyat
  3. Almus’un Kara Miladı: 27 Aralık 1939- Dursun Arslan
reaksiyon-aci

Almus’un Kara Miladı: 27 Aralık 1939- Dursun Arslan

Almus’un Kara Miladı: 27 Aralık 1939- Dursun Arslan
2

1995 yılının Ramazan ayı idi. Çukurova Üniversitesi’ne bağlı Osmaniye Meslek Yüksek Okulu’nda öğrenciydim.  O zamanlar 4 arkadaşımla birlikte 7 Ocak Mahallesi’ndeki öğrenci evinde kalıyorduk.  İftar hazırlığı yapmamız gerekiyordu. Gerçi öğrenci evinde ne olacak? Karnımızı doyurduğumuz gün dünyanın en mutlu insanları oluyorduk.  İftar saatine doğru hızlı adımlarla eve doğru yürüyordum.  Birkaç adım önümde ise seksen yaşlarında ama hâlâ babayiğit görünümlü birisi yürüyordu. Dr. Ahmet Alkan Caddesi üzerindeki belediye binasını henüz geçmiştim ki karşıdan gelen üniversiteden bir arkadaşım bana selam verdi ve ardından “Hayırlı iftarlar Almuslu.” dedi. Arkadaşımın selamına mukabele ettim. O sırada önümde yürüyen yaşlı adam birdenbire durdu. Başını yavaşça çevirip sımsıcak bir nazar ile bana baktı. Yaşlı adam sanki kırk yıldır tanıdık gibi gelmişti bana. Tam yanına geldiğimde:

“Almuslu’sun demek ha oğul?”

“Evet dayı Almuslu’yum. Sen nerelisin?”

Yaşlı adam: “Maraş’ın Elbistan kazasındanım oğul.” deyince şaşırmıştım. “Almus’u nereden biliyorsun? Benim Almuslu olmam neden dikkatinizi çekti?” diye sordum. Yavaş adımlarla yürüyen yaşlı adam birden durdu. Bulunduğu yerde âdeta çivilenmişti.

“Ah oğul ah. Nasıl bilmem Almus’u? Nasıl unuturum Almus’u? 1938’de Tokat’ta askerdim. 1939 zelzelesinde bizi Almus’a enkaz kaldırmak için Tokat’tan vazifelendirdiydiler. Almus dümdüz olmuş, enkazların altından gelen çığlıklar ciğerlerimizi parçalıyordu oğul. Enkazdan çıkardığımız öksüz ve yetim kalmış çocukları parkalarımıza sarıyorduk. Kışın ayazı dört bir yanımızı kesip uyuşturuyordu. Açlık, perişanlık diz boyuydu. 1939 zelzelesi Yeşilırmak’ın kuzeyini yer ile yeksan etmiş ancak ırmağın güney kesiminde yıkım olmamıştı. Zelzelede yıkılmayan köylerin sakinleri yıkılan köylere yardım için yarışıyorlardı. Her sabah enkaz kaldırmaya gelirlerken ambarlarından erzak getirip depremzedelerle paylaşıyorlardı. Yıkılan öbür köylere de gittik ama nasıl gittik bir bilsen oğul. Atlarımız yarı beline kadar kara gömülü vaziyette köylere ulaştık ama iş işten geçmişti, ancak cenaze defin işlerine yardım edebilmiştik.”

İyice şaşırmıştım. Almus’tan yüzlerce kilometre uzakta bir yerde pat diye önüme çıkan yaşlı bir adam bana, Almus ve köylerinden bahsediyordu. O yaşıma kadar 1939 depremi ile ilgili bildiklerim sadece babaannemden dinlediklerim ile sınırlıydı. Babamın beşiğinin içinde enkaz altında bir gün bir gece kaldığını anlatırlardı hep . Büyükler sohbet ederken ya da bir olaydan bahsederken “hareketten (depremden) önce” ya da “hareketten sonra” tabirini kullanırlardı. Kısacası 1939 depremi tüm Almus coğrafyası için bir milat idi aslında. Daha sonra Yaşlı insanların yatağa girerken neden sımsıkı giyindiklerini öğrenmiştim.

Yaşlı adam bana döndü. Gözleri hafiften kızarmıştı.  “Peki oğul.” dedi “1939 zelzelesi için yazılan ağıtı bilir misin?”  Yer yarılmadı ki içine gireyim. “şey” dedim kekeleyerek.  “Bir sefer duymuştum ama aklımda kalmadı.” şeklindeki yalanıma inanmamıştı ihtiyar adam.

Nasırlı elini omzuma koydu.  Yavaş adımlarla yürümeye başlayan yaşlı adam, deprem ağıdını  söylemeye  başladı:

“ Erzincan duman oldu,

Halimiz yaman oldu.

Erzincan’ın dağları,

Vereb oldu, viran kaldı.

Gül gibi yavrular sarardı soldu.

Ne olduysa bize Mevla’dan oldu.

 

Sivas’a geliyor kalan sağlar,

Analar,bacılar karalar bağlar.

Her köşede öksüz yetim ağlar,

Gül yavrular sarardı soldu,

Ne olduysa bize Mevla’dan oldu.

 

Şikayetim var, kime ne deyim?

Ana, bacı, gardaş ölüsünü dereyim.

Yalanım varsa naaşları öpeyim,

Gül gibi yavrular sarardı soldu,

Ne olduysa bize Mevla’dan oldu.

 

Zelzele oldukça minare düşüyor,

Top gibi gülleler yerleri eşiyor.

Kaleyse, Koyulhisar, Viranşehir,

Hepsi birdenbire yere vuruldu,

Gül gibi yavrular sarardı soldu,

Ne olduysa bize Mevla’dan oldu.

 

Suşehri’ni sorarsan dağların eteğinde,

Söğüt’ün arısı kaldı peteğinde.

Niksar’da kalmadı dikili taş,

Sormayın Erbaa’yı dökülüyor kanlı yaş.

Almus’ta gördü zorlu bir savaş,

Gül yüzlü yavrular sarardı soldu,

Ne olduysa bize Mevla’dan oldu.”

 

Yaşlı adam ağıdın nakaratında yer alan “Gül yüzlü yavrular sarardı soldu, ne olduysa bize Mevla’dan oldu.” kısmına her geldiğinde dudakları titriyor, sesi iyice inceliyordu. Ağıt bitince kendimize gelmiştik. Asırlar süren bir rüyadan uyanmıştık sanki. Pat diye karşıma çıkan Elbistanlı yaşlı adam sanki ellerimden birden tutmuş, ışık hızıyla önce memleketim Almus’a ardından da 1939 yılına götürmüştü. 1939 depreminin felaketini sanki canlı yayında izlemiş gibiydim. Yaşlı adam burnunu çekip nasırlı elleriyle göz pınarlarından süzülen birkaç damlacığı sildi ve sonra bana döndü:

“Talebe misin oğul?”

“He dayı talebeyim.”

“İftar yakın. Gel bizde yakınlayalım.”

“Sağ olasın emmi” dedim. “Arkadaşlarım bekliyorlar. Başka zaman inşallah.”

“Sen bilirsin oğul.”  dedi, başını öne eğdi ve soldaki sokağa sapıp yavaş adımlarla evinin yolunu tuttu. Yürürken cebinden çıkardığı mendille iki de bir gözyaşlarına set vurmaya çalışıyordu. Bir süre izledim yaşı adamı. Bu adam belki de çok sayıda akrabamızın, komşumuzun hayatını kurtarmıştı. Adeta basiretim bağlanmış, donakalmıştım. Yaşlı adama bir teşekkür bile edememiş, onlarca hemşerimin hayatını kurtaran o mübarek elini öpmeyi akıl edememiştim.

27 Aralık 1939 tarihinde meydana gelen bu deprem tüm ilçe halkında derin izler bırakmış. Bu deprem nedeniyle Almus Merkez nahiyesi, nüfusunun yarısını bu depremde kaybetmiştir. Almus Merkez’in dışında Oğulbey, Dikili, Akarçay, Çambulak gibi bazı köyler nüfuslarının önemli bir kısmını bu depremde kaybetmişlerdir. 1800’lü yılların ortasından başlayıp 1900’lerin başına kadar yaklaşık yarım asır boyunca Yemen Cephesi’ne kan ve can pompalayan Almus ve köyleri, Yemen Cephesi’nde yüzlerce şehit vermişti. Daha sonra 1914’te başlayan birinci dünya savaşında bilhassa Doğu Cephesi, Yemen Cephesi, Sarıkamış Faciası ve Kurtuluş Savaşı ile erkek nüfusunun büyük bir bölümünü şehit veren ilçemiz ve ilçemize bağlı köylerimiz adeta yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti.  Almus ve Almus’a bağlı köylerden hemen her haneden mutlaka ya şehit ya gazi verilmiş olup, ülkemizin en zor döneminden alnının akıyla çıkarak zorlu sınavını başarıyla veren Almus, yeni yeni toparlanmaya başlayıp, nüfusu artmaya başladığı bir dönemde 27 Aralık 1939 tarihinde gece yarısında meydana gelen depremde çok ağır bir yara daha almış, bu yaranın ağırlığını aradan 79 yıl geçmesine rağmen hâlâ unutamamıştır.

Depremde kayıp veren köylerimiz ve verdiğimiz kayıp sayısı:

 

Almus Merkez:  357

Oğulbey : 132

Dikili: 77

Çambulak: 67

Akarçay: 34

Kadıköprü: 34

Alemdar: 25

Ataköy: 19

Serince:16

Yuvaköy: 12

Çaykaya: 9

Armutalan: 7

Çevreli:7

Gezgi: 6

Bakımlı: 5

Babaköy: 3

Gevrek: 3

Gümeleönü: 3

Hubyar: 2

Üçgöl: 2

Gölgeli: 1

Ormandibi: 1

Sağırlar: 1

Sahilköy: 1

Salkavak: 1

Resmi kayıtlara göre toplamda her ne kadar ölü sayısı 825 olsa da henüz nüfusa kayıtlı olmayan hemşehrilerimiz ile nüfusa kayıt ettirilmemiş olan küçük yaştaki çocuklar resmi kayıtlarda gözükmemektedir. Örneğin Almus Merkez’de 550-600 civarındaki ölü sayısı resmi kayıtlarda  357, 120 civarında kayıp veren Dikili Köyünde ise resmi ölü sayısı 77 olarak gözükmektedir. Nüfusa kayıtlı olmayan kayıpları da hesaba katarsak tahminen 1400-1500 civarı bir ölü sayısı söz konusudur.

Arasta dergimizin 39 depremi ile ilgili olarak gösterdiği ilgiye teşekkür eder, bu vesile ile depremde kaybettiğimiz tüm hemşehrilerimize Allah’tan rahmet dilerim.

Yorum Yap

Yorum Yap